Loading...

Makaleler



Alkollü Araç Kullanma Cezası 2022, Alkollü Araç Kullanma Suçu, Alkollü Araç Kullanma İtiraz Dilekçesi
Av. Mustafa Durukan tarih 07.02.2022, 15:59 (UTC)
 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 179.maddesinde alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanan kişi 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır denilmektedir.

İlk olarak belirtmek gerekir ki her alkollü araç sürüşü anılan suçun oluştuğu anlamına gelmeyip uygulamada birtakım ek kriterler de aranmaktadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 48.maddesinde 1 promilin üzerinde alkollü araç sevk ve idare eden sürücüler hakkında TCK'da düzenlenen bu cezanın uygulanacağı öngörülmektedir. Şöyle ki; promil ölçer tespitiyle 1 promilin altında alkollü olunduğunun tespiti durumunda ceza kanununda belirtilen suç oluşmayacak yalnızca Karayolları Trafik Kanununda düzenlenen yaptırım kapsamında değerlendirme yapılmalıdır.

Ayrıca madde metninde geçen, başka bir nedenle, ifadesine dikkat edildiğinde yalnızca alkol veya uyuşturucu madde alımı neticesinde oluşan dikkatsiz ve özensiz davranışlar değil, yorgun ve uykusuz olarak araç süren kişilerin de bu madde kapsamında değerlendirilebileceği anlaşılmaktadır.

Peki söz konusu suç tipi yönünden Karayolları Trafik Kanunu ve Türk Ceza Kanunu yaptırımları arasındaki fark nedir ?

Karayolları Trafik Kanununda öngörülen yaptırım idari nitelik taşıyan para cezasıdır. TCK'da yer alan yaptırım ise adli nitelikli hapis cezasıdır. Adli cezalar, başta Türk Ceza Kanunu olmak üzere kanunlarda suç olarak tanımlanan davranışların işlenmesiyle birlikte mahkemeler tarafından hükmedilen cezalardır. İdari cezalar ise çeşitli kabahatli davranışların sergilenmesi durumunda resmi devlet kurumları tarafından verilmektedir. Söz konusu iki yaptırım arasındaki en belirgin özelliği ise adli sicil kayıtları noktasında değerlendirmek gerekmektedir.

Devlet kurumları tarafından uygulanan idari cezalar adli sicil kaydına işlenmemektedir Bu cezalar çoğunlukla para cezası olduğundan şahsın interaktif vergi dairesi aracılığıyla cezaları görüntüleyebilmesi mümkündür. 6183 sayılı Amme Alacakları Usul Kanun kapsamından söz konusu ödemeler infaz olunmaktadır. 2022 yılı için alkollü araç kullanma cezası 1.823 TL olup idari cezalar her takvim yılı başlangıcından itibaren geçerli olmak kaydıyla yükseltilebilmektedir.

Adli cezalar ise sadece mahkeme kararı ile kesinleşen suçlar bakımından kişilerin sabıka kaydına işlenmektedir.

Önemle değinilmelidir ki; mahkemeler tarafından adli ceza olarak para cezası hükmü oluşturulmuşsa işbu cezanın ödenmemesi durumundan hapis cezası uygulanabilmekte, idari para cezalarının ise böyle bir yaptırımı bulunmamaktadır.

Bir diğer önemli husus ise alkol veya uyuşturucu seviyesine göre bulguların ortaya çıkma eşiğinde bilimsel olarak kanda bulunan belirli bir alkol oranının her insanda aynı sonuca yol açmadığıdır. Şahsın fiziki özellikleri, yaşı, cinsiyeti, kilosu, alkol veya uyuşturucu kullanma sıklığı vb. etmenler kişinin araç sürüş yeteneğini etkileme aşamasında rol oynamaktadır.

Bu kapsamda bakıldığında Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarında Trafik Güvenliğini Tehlikeye sokma suçunun oluşumu bakımından güvenli sürüş yeteneğinin hangi oranda azaldığına ve bu azalmanın tolere edilebilir düzeyde olup olmadığına dikkat edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Açıkladığımız nedenler ışığında anılan kanunlar kapsamında, somut olayda suç veya kabahatin oluşmadığı kanaatindeyseniz yasal süresi dahilinde itiraz dilekçesi ile kanun yollarına başvuru hakkınız bulunmaktadır.
 

Mobbing Nedir ? Mobbing Davası, Mobbing Tazminatı ve Mobbing Örnekleri
Av.Mustafa Durukan tarih 07.02.2022, 14:18 (UTC)
 Mobbing, bir kişiye veya kişilere baskı, yıldırma ve psikolojik şiddet uygulanması, mobber ise mobbing uygulayan kişi anlamına gelmektedir. Mobberlar her zaman psikopati davranışları gösteren insanlar değildir.

Yerleşik Yargıtay uygulamaları mobbingi:

Sistematik olarak bezdirme kastıyla süreklilik arz edecek şekilde, işyerinde duygusal taciz, şiddet, baskı, yıldırma gibi vasıtalarla ortaya çıkan, mağdurun manevi dünyasında zarar oluşmasına sebebiyet veren davranışlar olarak tanımlamaktadır. Bu kapsamda, işçiye bağırılması, masasına evrakların atılması, meslek niteliğinden çok daha az bir vasıf gerektirecek işlere yönlendirilmesi, itibarsızlaştırma, kaldıramayacağından çok daha fazla bir iş verme örnek olarak gösterilebilir.

Mobbingin oluşumu için en önemli unsur yukarıda örnek eylemlerin sistematik bir şekilde gerçekleşmesidir. Yani bir defalık oluşan eylemler bakımından mobbingten söz edilemeyecek hukuki çerçevede mobbing oluşmayacak niteliğine göre farklı eylemlerden cezalandırma sürecini başlanması gerekmektedir.

İş Kanunu kapsamında mobbing, işçilerin iş sözleşmelerinin sona erme sebeplerinden biri haline geldiğinden iş hukukunun da alanına girmektedir. Birçok işçi mobbing sebebiyle travma sonrası stres bozuklukları yaşamakta kimi zaman mağdur işçiler dahi bu hastalık sebebiyle kendilerini suçlamaktadır.

Adli tıp raporlarında mağdurun mobbing sebepli psıkojik sorunlar yaşadığının belgelenmesi önem arz etmektedir. Ayrıca yazılı delil kapsamında işyeri yazışmaları, mobbingin başladığı ve bittiği tarihleri ispata yarar mobbing ajandası tutulması gerekebilmektedir.

Her ne kadar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda psikolojik şiddet tanımı ve yaptırımları düzenleme alanı bulmuşsa da iş kanununda böyle bir düzenleme bulunmaması ciddi anlamda yargısal sorunlara yol açtığından burada en önemli kriter mobbingin ne kadar delillendirilebilir olabileceği noktasında önem arz etmektedir.
 

İftira suçu, İftira Suçu Şikayete tabi mi, Yargıtay kararları
Av.Mustafa Durukan tarih 07.02.2022, 10:45 (UTC)
 5237 S.lı Türk Ceza Kanunu 267. maddesinde düzenleme alanı bulan iftira suçu Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunularak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır, denilmek suretiyle açıklanmıştır.

Önemle belirtmek gerekir ki kasıtlı olarak işlenebilme niteliğine sahip bu suçun oluşabilmesi için failin ihbar veya şikayette bulunduğu kişinin ilgili suçu işlemediğini bilmesi veya bilebilecek konumda olduğunun kanıtlanabiliyor olması gerekir. Bu kapsamda, şahsın hakkında yürütülen soruşturma veya kovuşturmanın sona erme sebepleri önem arz etmektedir.

Maddenin ikinci fıkrasında fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması halinde, ceza yarı oranında artırılır denilmek suretiyle suçun failinin ihbar veya şikayeti kapsamına ek olarak sahte deliller sunması halinde arttırım sebebi öngörülmüştür.

Üçüncü fıkrada yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine olarak bu fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır hükmü yer almaktadır. Bu kapsamda; haksız suç isnadı mağdurunun gözaltına alınması ve tutuklu sevk edilmesine karar verilmesi durumlarında yine bu da arttırım sebebi olmakta, iftira faili ayrıca anılan kanunun 109. maddesinde düzeneleme alanı bulan Kişiyi Hürriyetinden yoksun bırakma suçunun da faili olabilmektedir.

İftira mağdurunun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, faile vereilebilecek cezanın alt sınırı yirmi yıldır.

Mağdurun mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, beşinci fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.

Zamanaşımı:

İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlamaktadır. Hakkında hukuka aykırı biçimde suç isnadında bulunulan kişinin ceza muhakemesinin ilgili evreleri neticesinde takipsizlik ya da beraat kararıyla masumiyetinin kesinleşmesi durumunda iftira suçunun zamanaşımı süresi başlamaktadır.

Maddenin son fıkrasında ise basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararı, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilan olunur hükmü bulunmaktadır.

Yerleşik Yargıtay uygulamaları tek başına takipsizlik (KYOK) veya beraat kararlarının iftira suçunun oluşumu bakımından yeterli olmadığı yönünde olup mutlak suretle iftira suçunun failinin mağdurun ilgili suçu işlemediğini bildiğini veya bilebilecek konumda olduğu ispatlaması gerekmektedir.

İsnatların maddi vakılara dayanması durumunda eylemin şikayet hakkı kapsamında kaldığı kabul edilir. Yine sanığın isnatlarda bulunduğu iddialarını ispatlayamaması tek başına iftira suçuna vucut vermez. iddiaların isnat edidiği kişi hakkında beraat veya KYOK kararı verilmesi yine tek başına iftira suçunun oluşmasına yeterli olmaz, KYOK veya Beraat kararı tek başına iftira suçunun delili olamaz. 16.CD.08.09.2015,2015/3460-2015/2349, 16 CD.17.03.2015,2015/280-2015/157, 16 CD.10.09.2015, 2015/3541-2015/2463, 16 CD.03.12.2015,2015/5625-2015/4658

Ayrıca belirtmek gerekir ki iftira suçu mağdur bakımından şikayete tabi olmayıp cezai mercilerin suç işlendiğine dair ihbar ya da resen gözetilecek hususlarla harekete geçebilmesi mümkündür.

 

Uzaktan çalışmada işçiden kamera açması istenebilir mi ?
Av.Mustafa Durukan tarih 04.02.2022, 10:34 (UTC)
 
Covid-19 sebebiyle Dünya Sağlık Örgütünce ilan edilen pandemi kapsamında birçok işyeri hastalığın yayılmasını azaltmak amacıyla önlem alarak uzaktan çalışmaya başlamıştır. Bu çalışma sürecinde birçok işverenin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında çalışanların iş görme edimlerini yerine getirdiğinden emin olmak amacıyla BDDK gibi kurum kararlarını gerekçe göstererek çalışanlarından bilgisayar kameralarını açmaları gerektiğini bildirdiği görülmektedir. Peki işverenlerin bu talebi ne kadar hukuka uygunluk taşımaktadır ?


Öncelikle belirtilmelidir ki; devlet kurumları tarafından verilen bir karar olması bu kararı tek başına hukuka uygun kılmamaktadır.

2010 yılında 5982 sayılı Kanunla Anayasanın 20. maddesine eklenen fıkra ile, herkesin kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı anayasal bir hak olarak teminat altına alınmıştır. Bu bağlamda, bireylerin kendilerini ilgilendiren kişisel veriler üzerinde hangi hak ve yetkilere sahip olduğu ve kişisel verilerin hangi hallerde işlenebileceği hükme bağlanırken, kişisel verilerin korunmasına ilişkin usul ve esasların kanunla düzenleneceği öngörülmektedir. Amacı itibariyle kanun kişisel verilerin işlenmesinde, kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak, Kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemek (disiplin altına almak), Kişilerin mahremiyetini korumak (özel hayatın gizliliği), • Kişisel veri güvenliğini sağlamak şeklinde değerlendirilmektedir.

Nitekim, 6698 sayılı Kanunun 1. maddesinde Kanunun amacı açık bir şekilde belirtilmiştir. Bu hükme göre amaç, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemektir. Kişisel Verileri Koruma Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 134. ve devamı maddelerinde düzenleme alanı bulan Özel Hayatın Gizliliği hukuki kurumları kapsamında değerlendirildiğinde; çalışanın iş bilgisayar ekranının işverene paylaşımı dahi doktrinde tartışmalı olduğu gibi uzaktan çalışma sürecinde görüntü ve ses kaydı talebi evleviyetle anılan yasalara aykırıdır. İçinin mahremiyeti, ailesiyle birlikte yaşama zorunluluğu ve benzeri sebepler çerçevesinde işverenin söz konusu denetim aracının açıkça hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır.


Kaynak: KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU VE UYGULAMASI




 

Kiracı Genel Kurulun İptali davası açabilir mi ?
Av.Mustafa Durukan tarih 04.02.2022, 10:32 (UTC)
 
634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca yılda 1 defadan az olmamak üzere yönetim planında gösterilen zamanlarda, zaman gösterilmemişse her takvim yılının ilk ayı içerisinde olağan genel kurul toplantısı yapma zorunluluğu kat malikleri kuruluna yüklenmiştir.


Anılan kanunun işaret ettiği önemli sebeplerin varlığı halinde yönetici, denetici veya kat maliklerinin 1/3 istemi üzerine 15 gün önce tüm site sakinlerine bildirilmek üzere çağrı veya taahhütlü mektup kullanılarak toplantı sebebi de mutlaka bildirilmek şartıyla olağanüstü genel kurul toplantısı yapılabilmektedir.


İlk çağrı yapılırken birinci toplantıda yeter sayı sağlanamadığı durumlarda ikinci toplantının nerede ve ne zaman yapılacağı belirtilmektedir. İki toplantı arasındaki zaman farkı 7 günden az olamaz hükmü düzenlenmiştir.

Toplantıda alınan kararlara karşı iptal davası açma hakkı yalnızca kat maliklerinde midir ?

Yerleşik Yargıtay Kararlarında da açıkca içtihat edildiği üzere, kiracı olarak ikamet sahiplerinin de yönetim kararlarının hak ve yararlarını doğrudan zedeleyici nitelikte olması durumunda müdahale talebinde bulunabilecekleri belirtilmiştir.

634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunun 33. Maddesi kapsamında Kat malikleri kurulunca verilen kararlar aleyhine kurul toplantısına katılan ancak 32. madde hükmü gereğince aykırı oy kullanan her kat maliki karar tarihinden başlayarak bir ay içinde, toplantıya katılmayan her kat maliki kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karar tarihinden başlayarak altı ay içinde anagayrimenkulün bulunduğu yerdeki sulh mahkemesine iptal davası açabilir; kat malikleri kurulu kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlarda süre koşulu aranmaz” hükmü düzenlenmiştir. Ana kural bu olmakla birlikte anataşınmazda kat maliki olmayıp da bir bağımsız bölümde kira sözleşmesine, oturma (sükna) hakkına veya başka bir nedene dayanarak sürekli bir biçimde yararlanan kimseler de 33. madde hükmünce mahkemeye başvurarak hakimin müdahalesini isteyebilirler. Bu kişilerin kat malikleri kuruluna karşı dava açmak için alınan kararın özel bir çıkar ile ilgili olması, hak ve yararlarını doğrudan zedeleyici nitelikte bulunması gerekir. Mahkemece iptali istenilen toplantılarda davacının hukuki yararını etkileyen kararlar alınıp alınmadığının denetiminden sonra davacının dava açma hakkı bulunup bulunmadığı hususunda bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma sonucu davacının kat maliki olmadığından davanın aktif husumetten reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. '' 20. Hukuk Dairesi 2019/3269 E. , 2019/6235 K. 04/11/2019

Bu minvalde, Yargıtay uygulamaları usul ve yasaya aykırı alınan kurul kararlarına karşı kiracıların da Kat Mülkiyeti Kanunundan kaynaklı hakları doğrultusunda genel kurulun iptalini talep edebileceğine işaret etmektedir.
 

TRAFİK KAZALARINDA DEĞER KAYBINI KİM ÖDER ? KAZANÇ KAYBI NEDİR ? DEĞER KAYBI HESAPLAMA
Av.Mustafa Durukan tarih 04.02.2022, 10:32 (UTC)
 Değer kaybı; kazaya uğrayan aracın serviste kaldığı süreçte kullanılmamasından kaynaklı yapılan giderlerle birlikte ticari şirketlerin kazanç kaybı adı altında uğradıkları zararı talep etme haklarına denilmektedir. Değer kaybı kaza sonucu oluşan hasar karşılanıp tamir edilse dahi ilgili aracın ikinci el piyasasında trafik kazası geçirmiş olması sebebiyle değerindeki azalma olarak ifade edilmektedir. Değer kaybı hesabında aracın kaza öncesi piyasa rayiç değeri ile kaza sonrası hesaplanan değeri arasındaki fark yönteminden hesaplanmaktadır.

Önemle belirtmek gerekir ki tek taraflı kazalarda değer kaybı talebinin hukuken geçerliliği bulunmamaktadır. Kazada karşı tarafın kusuru oranında değer kaybı istenebilmektedir.

Mini onarımlar yerleşik yargıtay uygulamaları kapsamında değer kaybı oluşturmamaktadır.

Çekme/hurda belgeli ve yabancı plakalı araçlarda değer kaybı talep edilememektedir.

Araç rayiç bedelinin si altında kalması durumunda değer kaybı tazminatı araçta meydana gelen maddi hasar tutarını aşamaz.

Araç marka model yaş ve km yukarıda değindiğimiz piyasa değeri hesaplamalarında önem arz etmektedir.


Tüm bu şartların sağlanması durumunda değer kaybı tazminatına başvurabilmeniz için kusurlu aracın sigorta şirketiyle ilgili evraklar kapsamında görüşmeniz gerekmektedir. Sigorta şirketinin 8 gün içerisinde ödeme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu süre kapsamında ödeme hiç veya eksik olarak yapılırsa sigorta alanında uzman bir avukat aracılığıyla dava açmanız gerekmektedir.
 

<- Geri  1  2  3  4 Devam -> 

Mustafa Kemal Mah., 2108 sk. No:49, D:5 06530 Çankaya/Ankara
0 541 909 58 98