Loading...

Makaleler



Ticari Defterlerin Delil Niteliği
Av. Mustafa Durukan tarih 12.10.2022, 09:16 (UTC)
 Bir davada ispat yükü kendisine düşen taraf, iddiasını kanıtlamak için diğer tarafın tuttuğu ticari defterlere dayanabilir. Diğer kanıtların yanısıra karşı tarafın tuttuğu ticari defterlere de kanıt olarak dayanılması halinde defterlerin ibraz olunmamasının sonuçları HMK'nın 220. maddesi hükmüne tâbidir.

Taraflardan birinin iddiasını, sadece karşı tarafın defterleriyle ispat etmek istediğini, başka bir deyişle, hasmının ticari defterlerinin içeriğini kabul edeceğini mahkeme önünde beyan etmesinin sonuçları ise HMK'da özel olarak düzenlenmiştir (md. 222.5).

HMK 222.5'in uygulanabilmesi için, defterlerin ibrazını isteyen tarafın tacir olmasına gerek yoktur. Tacir olmayan taraf da, tacir olan hasmının defterlerin€ dayanabilir, bundan sonra mahkeme, hasım tarafa, ticari defterlerini mahkemeye arz etmesi için süre verir. Hasım taraf ticari defterlerini ibraz etmezse (ibrazdan kaçınırsa), defterlerin ibrazını istemiş olan taraf iddiasını ispat etmiş sayılır (HMK 222.5).

Defterlerini ibraz etmesi istenen tacirin defter tutmamış olduğunu bildirmesi, HMK 222.5 anlamında ibrazdan kaçınmadır. Defter tuttuğunu ancak defterlerinin yangın, su baskını gibi doğal bir afet nedeniyle ziyaa uğradığını iddia eden tacir de, eğer mahkemeden TTK 82.7'ye göre zayi belgesi almamışsa, gene defterlerini ibrazdan kaçınmış sayılır ve defterlerinin kaybolmuş olduğunu başka şekilde ispat edemez.

Defterlerini ibraz etmesi istenen taraf (tacir), defterlerini ibraz ederse, defterler üzerinde yapılan incelemeye göre ortaya değişik ihtimaller çıkar:

İbraz edilen defterlerde, ileri sürülen iddia hakkında hiçbir kayıt yer almamışsa, örneğin (B)'nin defterlerinde (B)'nin, (A)'ya borçlu olduğuna ilişkin bir açıklama yoksa, kanıtını (B)'nin defterleriyle ispat etmek isteyen (A), iddiasını ispat edememiş sayılır.

İbraz edilen defterlerde sadece defter sahibinin aleyhine kayıt varsa, örneğin defter sahibi (B)'nin, (A)'ya borçlu olduğunu gösteren kayıt varsa, (A) iddiasını ispat etmiş sayılır. Bundan sonra (B), kendi defterlerinde yer alan kayıtların aksini -borcunu ödemiş olduğunu- ancak başka bir kesin kanıtla (HMK 204.1-2; 205.1) ispat edebilir. HMK 222.4'te “açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur” hükmü yer almış bulunmaktadır.
Dolayısıyla tacir (B), defterlerini onaylatmamış olsa ya da defter kayıtları birbirini doğrulamasa bile, defterlerinin aleyhine kanıt olmasına katlanmak durumundadır.

İbraz edilen defterlerde, defler sahibinin hem aleyhine hem lehine kayıt varsa, örneğin defter sahibi (B)'nin, (A)'dan borç aldığı ve daha sonra bu borcu ödediği yazılıysa, kanıtını (B)'nin defterlerine dayandıran (A)'nın durumu, (B)'nin defterlerinin kanuna uygun şekilde tutulmuş olup olmamasına göre farklılık gösterir. Defterler, kanuna uygun şekilde tutulmuşsa, defter kayıtları bir bütün olarak dikkate alınır ve (B)'nin borcunu ödemiş olduğu kabul edilir (HMK 222.3, son cümle).

Buna karşılık defterler kanuna uygun şekilde tutulmamışsa, defterlerin sahibi lehine olan kayıtları dikkate alınamaz. Zira defter kayıtlarının bir bütün olarak dikkate alınacağını gösteren HMK 222.3, son cümle hükmünün uygulanabilmesi, defterlerin kanuna uygun şekilde tutulmuş olmasına bağlıdır. Bu durumda (B), borcunu ödemiş olduğu yolundaki iddiasını, ancak başka bir kesin kanıtla -(A) tarafından imzalanmış makbuz gibiispat edebilir.

Ticari Defterlerin Sahibi Lehine Kanıt Olması

Bir kimsenin kendisinin düzenlemiş olduğu belgelere dayanarak iddiasını ispat etmesi, kural olarak mümkün değildir. Ancak HMK ile bu kurala bir istisna getirilmiş ve tacirin tutmuş olduğu defterlerin, belli şartlar altında kendisi lehine kanıt oluşturabileceği kabul edilmiştir. Defterlerin sahibi lehine kanıt oluşturması, istisnai bir durum olduğundan, koşullara bağlanmıştır. Ticari defterlerin sahibi lehine kanıt oluşturabilmesi için aranan koşullar, HMK 222.3'te gösterilmiştir. Buna göre gerçekleşmesi gereken koşullar şunlardır:

Her İki Taraf da Defter Tutma Yükümüne Tâbi Olmalıdır

Ticari defterlerin sahibi lehine kanıt olarak kullanılabilmesinin ilk koşulu, uyuşmazlığın her iki tarafının da uyuşmazlık konusu işin yapıldığı tarihte tacir sıfatına sahip olması, başka bir deyişle defter tutma yükümüne tâbi bulunan kişilerden olmasıdır. Bu husus, HMK 222.3'te açıklanmıştır. Sözü edilen hükümde “defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların ...” denilmiştir!.

Defterlerini lehine kanıt olarak kullanmak isteyen tacirin hasmının, TTK 12.3'e göre tacir gibi sorumlu tutulan ve bu konumu gereği defter tutma yükümlülüğü altında bulunan bir kişi olması da yeterlidir. Diğer taraf tacir (ya da tacir gibi sorumlu tutulan kişilerden) değilse, tacir olan tarafın tuttuğu defterlerin kendisi lehine kanıt oluşturması söz konusu olmaz”. Oysa tutulan defterlerin sahibi aleyhine kanıt olabilmesi için karşı tarafın da tacir olmasına gerek yoktur (HMK 222.5).

Uyuşmazlık konusu işin yapılmasından sonra taraflardan birinin tacir sıfatını kaybetmiş olmasının herhangi bir önemi yoktur.

Ticari defterlerin sahibi lehine kanıt olabilmesi için her iki tarafın da defter tutma yükümüne tâbi bulunan kişilerden olması koşulu, taraflar arasında iddia ve savunmada eşitliği sağlamaya yöneliktir. Bu koşul aranmamış olsaydı, tacir olan taraf, kendi defterlerinden yararlanabileceğinden tacir olmayan ve bu nedenle defter tutmayan tarafa nispetle avantajlı duruma geçirilmiş olurdu.

Uyuşmazlık Her İki Tarafın da Defterlerine Geçirmesi Gereken Bir Ticari İşten Kaynaklanmalıdır

Ticari defterlerin sahibi lehine kanıt olarak kullanılabilmesi için sadece uyuşmazlığın tacirler arasında çıkmış olması yetişmez; ayrıca uyuşmazlık konusu işin, her iki tacirin ayrı ayrı defterlerine geçirmesi gereken bir husustan kaynaklanmış olması da lâzımdır. Aksi halde, taraflar arasındaki eşitlik bozulmuş olur. Örneğin tacir (A)'nın, evi için tacir (B)'den mobilya satın alması halinde, bu sözleşme, her ne kadar TTK 19.2 gereğince taraflar için ticari sayılırsa da, (A)'nın, ticari işletmesiyle ilgili olarak defterlerine geçirmesi gereken bir para veya mal hareketi bulunmamaktadır. Bu durumda (B)'nin, defter kayıtlarını kendi lehine kullanabilmesi, (A)'yı zor durumda bırakır. Zira (A), defter kayıtlarıyla (B)'nin defter kayıtlarını çürütmek imkânına sahip değildir. Dolayısıyla tarafların denk koşullarda mücadele etmelerinin sağlanabilmesi için, ticari defterlerin ancak her iki tarafın da ayrı ayrı defterlerine geçirmesi gereken ticari işlerle ilgili uyuşmazlıklarda sahipleri lehine kanıt olarak kullanılmasını kabul etmek gerekir.

Ticari defterlere sadece hukuki işlemlerle ilgili para ve mal hareketleri geçirileceğinden, TTK'ya göre ticari iş niteliğinde olan bir haksız fiil dolayısıyla defterlerin sahipleri lehine kanıt oluşturması düşünülemez.

Kanıt Oluşturması İstenen Defterler Kanuna Uygun Şekilde Tutulmuş Olmalıdır

Sahibi lehine kanıt olarak kullanılmak istenen defterlerin, ticari defter olması ve kanuna uygun şekilde tutulmuş olması gerekir (HMK 222.2). TTK'ya göre ticari defter niteliğinde olmayan defterler, sahibi lehine kanıt oluşturamaz.

Ticari defterlerin kanuna uygun şekilde tutulmuş olması koşulu, her şeyden önce zorunlu tüm defterlerin TTK 64.1 ve 88.1'e uygun şekilde tutulmuş olmasını ifade eder.

Ticari defterlerin kanuna uygun şekilde tutulmuş sayılabilmesi için ayrca, defterlerin onay işleminin yapılmış (TTK 64.3; HMK 222.2); defterlere yazımların eksiksiz, doğru, zamanında ve düzenli olarak gerçekleştirilmiş (TTK 65.2); envanter ve bilânçonun gereği şekilde düzenlenmiş (TTK 66, 69) olması da gerekir. Bu hususlara uyulmamışsa, defterler kanuna uygun şekilde tutulmuş sayılamaz ve sahibi lehine kanıt olarak kullanılamaz.

Ticari defterlerin sahibi lehine kanıt olabilmesi için defter kayıtlarını dayanağını teşkil eden belgelerin ibrazına gerek yoktur. Belgelerin de ibrazı aranmış olsaydı, ticari defter tutulmasının ve defterlerle ispat usulünün hiçbir önemi kalmamış olurdu. Kaldı ki, defter kayıtlarının dayanağını teşkil eden belgelerin ibrazı zorunluluğunun aranmamış olması, iddiasını defterleriyle ispatlamak isteyen tacirin hasmını da güç durumda bırakmaz. Zira tacir olmasi gereken bu kişi de, karşı tarafın defter kayıtlarını kendi defterleri, elindeki belge ve diğer kanıtlarla çürütmek imkânına sahiptir (HMK 222.3).

Defter Kayıtları Birbirini Doğrulamalıdır

Kanuna uygun şekilde tutulmuş olan ticari defterlerin sahibi lehine kanıt olabilmesi için uyuşmazlık konusu işle ilgili olarak defterlere geçirilen tüm kayıtların birbirini doğrulaması da gerekir (HMK 222.2). Örneğin (A)'nın bir defterinde sadece (B)'ye mal satışı yapıldığı, başka bir defterinde (B)'nin satın aldığı malın bedelini de ödemiş olduğu yazılı ise, (A), sattığı malın bedelinin ödenmemiş olduğu yolundaki iddiasını defterlerine dayanarak ispat edemez. Zira bu halde defter kayıtları birbirini doğrulamamaktadır.

Karşı Taraf İleri Sürülen İddiayı Kendi Defter Kayıtları veya Diğer Kesin Kanıtlarla Çürütememiş Olmalıdır

Kanuna uygun şekilde tutulmuş ve birbirini doğrulayan kayıtları içeren defterlerin sahibi lehine kanıt oluşturabilmesi için karşı tarafın bu kayıtların aksini kendi ticari defterleri veya diğer kesin kanıtlarla ispat edememiş olması da gerekir (HMK 222.3).
Karşı Taraf Defterlerini İbraz Ederse:
Karşı taraf da kanuna uygun şekilde tutulmuş ve birbirini doğrulayan defterlerini mahkemeye ibraz ederse, ortaya iki ihtimal çıkar:
Karşı tarafın defterlerindeki kayıtlar, iddiasını defterlerine dayanarak ispatlamak isteyen davacı tarafın defter kayıtlarına uygun ise, defterlerini kendisi lehine kanıt olarak kullanmak isteyen (davacı) taraf, iddiasını ispat etmiş sayılır. Örneğin (B)'den alacaklı olduğu yolundaki iddiasını defterlerine dayanarak ispat etmek isteyen (A)'nın defterlerinde, (B)'ye büro eşyası satıldığına dair kayıt bulunmakla birlikte semenin ödendiğine ilişkin her. hangi bir kayıt yoksa ve (B)'nin defterleri de sadece (A)'dan büro eşyası satın alınmış olduğunu gösteriyorsa, (A), iddiasını defterleriyle ispat etmiş sayılır.

Karşı tarafın defterlerindeki kayıtlar, iddiasını defterlerine dayanarak ispat etmek isteyen tarafın defter kayıtlarına aykırı ise veya defterlerinde bu hususta hiçbir kayıt yer almamaktaysa, iddia, ispat hukuku ilkeleri gereği, defterlerle kanıtlanamamış sayılır. Örneğin (B)'den alacaklı olduğu yolundaki iddiasını defterleriyle ispat etmek isteyen (A)'nın defterlerinde (B)'ye büro eşyası satıldığına dair kayıt olduğu halde, (B)'nin defterlerinde büro eşyası satın alındığına ilişkin hiçbir kayıt yoksa ya da satın alınan eşya bedelinin ödendiğine ilişkin kayıt varsa, (A), (B)'den alacaklı olduğu yolundaki iddiasını defterleriyle ispat edememiş sayılır.

Karşı Taraf Defterlerini İbraz Etmezse:
Karşı taraf defterlerini ibraz etmez veya hiç ya da usulüne uygun şekilde defter tutmamış olursa, iddiasını kanuna uygun tutulmuş ve birbirini doğrulayan defterleri ile ispat etmek isteyen (davacı) tarafın defterleri, kendisi lehine karşı taraf aleyhine kanıt oluşturur (HMK 222.2, 3)2.

Ancak defterlerini ibraz etmeyen veya yerine göre hiç ya da usulüne göre defter tutmamış olan tarafın, davacının defterlerinde yer alan kayıtları “senet veya diğer kesin kanıtlarla” çürüterek, bu defter kayıtlarının aleyhine kanıt oluşturmasını engellemesi mümkündür (HMK 222.3).

Bu bağlamda, ilâmlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri sahteliği ispat olunmadıkça kesin kanıt sayılır (HMK 204. 1). İlgililerin beyanına dayanılarak noterlerin onayladığı senetler de, aksi ispatlanıncaya kadar kesin kanıttır (HMK 204.2). Keza mahkeme huzurunda ikrar olunan veya mahkemece, inkâr edenden sadır olduğu kabul edilen adi senetler de, aksi ispat edilmedikçe kesin kanıt sayılır (HMK 205). Kayıtlı elektronik posta hizmet sağlayıcısının, kayıtlı elektronik posta sistemi üzerinden sunduğu hizmetlere ilişkin olarak oluşturduğu kayıtlar ile kayıtlı elektronik posta delilleri de aksi ispat edilinceye kadar kesin kanıttır (Kayıtlı Elektronik Posta Sistemine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik 15.1).

Yukarıda sayılan koşulların gerçekleşmiş olması halinde defter kayıtları sahibi lehine kesin kanıt olarak kabul olunur; defter kayıtlarının aksi ancak bir başka kesin kanıt ile ispat olunabilir.

HMK'da hâkimin kanaatini güçlendirmek için, ilgili tarafa aynca yemin (tamamlayıcı yemin) verdirilmesi usulünden vazgeçilmiştir.
 

Haksız Rekabet, Davaları ve Haksız Rekabet Suçu
Av. Mustafa Durukan tarih 10.10.2022, 12:13 (UTC)
 Dürüst davranma kuralı, haksız rekabetin tanımında belirleyici role sahiptir. Hukuka uygun, bozulmamış rekabet ortamında katılanlar; piyasanın tüm aktörlerinin (rakipler, mal/hizmet tedarik edenler) dürüst davranış kurallarına göre hareket edeceğine güvenmek hakkını haizdir. Dürüstlük kuralının ihlâl edilmesi halinde güvene aykırı hareket edilmiş olur; bu durum da haksız rekabete yol açar.

Bu çerçevede haksız rekabet TTK 54.2'de, rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar olarak tanımlanmıştır.

TTK 54.2'de yer alan hüküm karşısında haksız rekabetten söz edilebilmesi için kusura gerek yoktur. Failin kusurlu davranıp davranmadığı, sadece haksız rekabet nedeniyle hangi tür davaların açılabileceğinin belirlenmesi yönünden önem arz eder. TTK 56.1'e göre tespit, men ve haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılması için dava açılmasında kusur şartı aranmadığı halde haksız rekabet nedeniyle tazminat istenebilmesi, kusurun varlığına bağlıdır (bkz. TTK 56.1.d).

Başlıca Haksız Rekabet Halleri
TTK'da, haksız rekabete ilişkin genel hükme (md. 54.2) yer verildikten sonra uygulamada sık karşılaşılan, dürüstlük kuralına ters düşen bazı davranış örnekleri sayılmıştır (md. 55).
TTK 55*teki sayma, madde metninden de anlaşılacağı üzere sınırlayıcı nitelikte değildir.TTK md. 55'te sayılmamakla birlikte, genel hüküm olan 54.2. madde. nin kapsamına giren davranışlar da haksız rekabet oluşturur. TTK 55'te sayılan kategorilerden birinin kapsamına girdiği saptanan davranış için artık genel hükme (md. 54.2) göre bir inceleme yapılmasına gerek kalmaksızın bu davranışın doğrudan haksız rekabete yol açtığı kabul olunur.

TTK 55”te sözü edilen durumlar altı kategori içinde toplanmıştır.

İlk kategoriyi, dürüstlük kuralına aykırı reklamlar ve satış yöntemleriyle diğer hukuka aykırı davranışlar oluşturmaktadır (md. 55.1.a).

Bu anlamda reklam, bir mal veya hizmetin satışını ya da kiralanmasını sağlamak, hedef kitleyi oluşturanlar bilgilendirmek, ikna etmek amacıyla herhangi bir mecrada yazılı, görsel ve işitsel ve benzeri yollarla gerçekleştirilen pazarlama iletişimi niteliğindeki duyuruları ifade eder (Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği 4.1.n).

Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek haksız rekabet sayılır (TTK 55.1.a.1)2.

Kendisi, ticari işletmesi, malları, ürünleri ve faaliyetleri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak veya aynı yollarla üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek de haksız rekabet oluşturur (TTK 55.1.a.2). Mal ve hizmetin fiyatının başka bir mal veya hizmete bağlı olması halinde, reklamda yer verilen fiyattan yararlanılabilmesi için yerine getirilmesi gereken koşullar açıkca gösterilmelidir (Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği 13.6).

Reklamda yer alan araştırma sonuçları, bilimsel yayınlardan yapılan alıntılar çarpıtılamaz (Yönetmelik 7.8.a).

Paye, diploma veya ödül almadığı halde bunlara sahipmişçesine davranarak müstesna bir yeteneğe malik olduğu izlenimini uyandırmaya çalışmak veya bu amaçla yanlış unvan yahut mesleki isimler kullanmak da haksız rekabettir. Bu anlamda “yüksek mühendis” olmayan bir kişinin bu unvanı kullanması haksız rekabettir (TTK 55.1.a.3).

2 numaralı alt bendin kapsamına özellikle yanlış ya da yanıltıcı bilgilere dayanan yanıltıcı (aldatıcı) reklamlar girer!. Bir reklamda yer alan bilgi, gerçeğe uygun olsa da, veriliş biçimi itibariyle tüketicilerde yanlış izlenim doğuruyorsa reklam gene aldatıcı sayılır. Reklamlarda abartılı ifadelerin kullanılmış olması, her zaman reklamın aldatıcı olduğunu göstermez. Örneğin bir benzin şirketinin kendisi tarafından üretilen benzini kullanan araç sahiplerinin, benzin depolarında kaplan taşıdıkları şeklindeki reklamı, abartılıdır ancak aldatıcı değildir). Buna karşılık tek satıcı olmadığı halde tek satıcıymış gibi reklam yapılması ya da tek bir işletmeye sahip olan tacirin unvanında “müesseseleri” kelimesine yer vermesi de bir haksız rekabet oluşturur”.

Aynı şekilde ilgili kuruluştan izin alınmadan TSE markasının kullanılması!; Türkiye'de üretilen bir malın yabancı menşeli olduğu yolunda yapılan reklam da aldatıcı niteliktedir. Yabancı bir işletmeden alınan lisansa dayanılarak üretilen mallar için de, bu malların lisans verenin ülkesinde üretildiği izlenimini verecek şekilde reklam yapılamaz”.

Bir Yargıtay kararında da, üretilen otomobil camlarının mikalı olduğu yolunda reklam yapılmasına rağmen sonradan camların mikalı olmadığının anlaşılması halinde yanıltıcı şekilde hareket edilmiş olacağı kabul edilmiştir.

5. alt bent ise, karşılaştırmalı (mukayeseli) reklamlarla ilgilidir. Mukayeseli reklam, bir mal veya hizmetin tanıtımı esnasında, rakip mal veya hizmetlere ilişkin unsurların kullanıldığı reklamları ifade eder (Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği 4.ğ). Mukayese konusu mal ve hizmetlerin, aynı nitelikte olması ve aynı ihtiyaca cevap vermesi gerekir (Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği 8.1.c). Mukayese, mal ve hizmetlerin fiyatı dahil bir ya da daha fazla maddi, esaslı doğrulanabilir ve tipik özellikleri konusunda yapılır (Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği 8.1.d). Karşılaştırmanın, aynı amaca yönelik mal/ hizmetler arasında, dürüstlük kurallarına uygun biçimde yapılması; başka bir deyişle karşılaştırmanın yanlış, yanıltıcı veya rakibin emeğini, faaliyetini sömürücü, kötüleyici olmaması gerekir”. Dolayısıyla bir üretici, ürettiği malın en az başka bir üreticinin malı kadar iyi olduğu yolunda reklam yapamaz. Örneğin “Persil değil, ama en az onun kadar iyi” şeklindeki bir reklam, Persil üreticisinin, uzun bir çaba sonucunda elde ettiği başarıdan, başka bir kişinin herhangi bir ücret ödemeden ve çaba göstermeden yararlanması anlamını taşıyacağından, haksız rekabet teşkil eder.
“En iyi”, “en büyük”, “en eski” şeklindeki reklamlar da, gerçeğe uygun olduğu sürece, aldatıcı sayılmaz. Bilimsel araştırma sonuçlarının reklamlarda kullanılması halinde ise, tüm sonuçların tam ve doğru olarak tüketiciye yansıtılması gerekir. Bilimsel araştırma sonuçlarından bir kısmının yanlış degerlendirmelere yol açacak şekilde açıklanması, aldatıcı reklam teşkil eder. Reklam verenler ticari reklamlarında yer alan iddialarını ispatla yükümlüdürkr (TKHK 61.6).

Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyet ve işleri ile karıştırılmaya (iltibas) yol açacak yöntemlere başvurulması da, bir diğer haksız rekabet halidir (TTK 55.1.a.4). Bu anlamda “karıştırılma” öncelikle mal ya da iş ürünlerinin dış görünüşleri itibariyle yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılanmaya neden olmayı ifade eder”. Tescilli bir ticaret unvanı, işletme adı, marka başka bir kişi tarafından iltibasa yol açacak şekilde kullanılırsa, tescili yaptırmış olan kişi, ilgili özel hükümlere dayanarak (TTK 52; 556 sayılı KHK 62 vd.) hakkını koruyabilir. Dolayısıyla TTK 55.1.a.4'e dayanılması, özellikle unvan, işletme adı, marka gibi tanıtma vasıtalarının tescilli olmadığı hallerde önem kazanır. Bu durumda TTK 55.1.c'ye dayanılması da söz konusu olabilir.

Seçilmiş bazı mal veya iş ürünlerini birden çok kere tedarik fiyatının altında satışa sunmak, bu durumu reklamlarda özellikle vurgulamak suretiyle, müşterilerini kendisinin ya da rakiplerinin yeteneği hakkında yanıltmak da başka bir haksız rekabet halidir (TTK 55.1.a.6)9.
Müşteriye, satın alacakları mal yanında hediye vermeyi, sair avan lar sağlamayı vaad ederek, onun, sunumun kalitesi, fiyatı hakkında fazla şünmeden satın almaya yönlendirilmesi de, dürüstlük kuralına aykırı düşe (TTK 55.1.a.7). Ayrıca bkz. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalş Yönetmeliği 15.1.b.

Saldırgan satış yöntemleri kullanmak suretiyle müşterinin karar verme özgürlüğünü sınırlamak (TTK 55.1.a.8). Bu anlamda beklenmedik bir anda evin kapısına gelerek veya yoldan zorla çevirerek yapılan satışlar da haksızre. kabet oluşturur!. Saldırgan satış yönteminin belirlenmesi ile ilgili olarak bkz, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği 31.

TTK 55.1.a.9'da ise; malların, iş ürünlerinin, faaliyetlerin, özelliklerini, kullanım amaçlarını, tehlikelerini gizleyerek müşterilerin yanıltılması hali vurgulanmıştır.

TTK 55.1.a hükmünün 10, 11 ve 12. alt bentleri, doğrudan tüketicinin korunması ile ilgili haksız rekabet hallerini düzenlemektedir. Amaç, tüketici kredilerinde, taksitli satış veya benzeri satış şartlarında, formlarda, ilân ve reklamlarda kullanılan belirsiz, yanıltıcı, aldatıcı, eksik ifadelere karşı tüketicilerin korunmasıdır.Taksitle satış sözleşmesinde bulunması gereken hususlar, BK 253/1/'te sayılmıştır.

TTK 55.1'in (b) bendinde, sözleşmenin taraflarından birinin sözleşmeyi ihlâle veya sona erdirmeye yöneltilmesi hali düzenlenmiştir.

Haksız rekabet hukukunun temelini oluşturan emek ilkesinin bir yansıması olan (c) bendinde, başkalarının iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma hali, dürüstlüğe aykırı bir davranış olarak değerlendirilmiştir. Hükmün kap" samına, fikri mülkiyet hukukunda özel olarak korunmayan iş, faaliyet, üretim yönünden önem taşıyan teklif, hesap, plân gibi ürünlerden izinsiz yararlanmak
İzinsiz olarak ele geçirdiği bilgileri, iş sırlarını değerlendirmek; baş kasına ait üretim veya iş sırlarını hukuka aykırı olarak ifşa etmek de haksız rekabettir (TTK 55.1.d).

Bu bend anlamında sır, sadece hiç bilinmeyeni değil, ancak uzun ve masraflı bir çalışma sonucunda elde edilebilen bilgileri de ifade eder. Sırrın, mutlaka yeni (orijinal) nitelikte olmasına gerek yoktur. İsim ve adres yanında başka bazı bilgileri de içeren müşteri listesi, bu anlamda sır sayılabilir.

Bendin kapsamına, işletmenin, üretim, dağıtım, organizasyon ve yönetim alanında oluşturduğu teknik-ticari bilgi ve tecrübelerin değerlendirilmesi hali de girer.

TTK 55.1.e'de ise, özellikle kanun ya da sözleşmeyle rakiplere de yüklenmiş olan veya bir meslek dalında yahut çevrede olağan olan iş şartlarına uyulmamasının da dürüstlüğe aykırı bir davranış oluşturacağı gösterilmiştir.

Örneğin, ülkemizde indirimli satışların" belli dönemlerde yapılması ilgili meslek kuruluşlarınca zorunluluk haline sokulmuştur. Bir satıcının belirlenen dönemler dışında indirimli satış yapması haksız rekabet sayılır. Bilgisayar kursları açılması hususunda ilgili Bakanlık'tan izin alınması gerekir; izin alınmadan kurs açılması da haksız rekabettir”. Çevre ve gıda mevzuatına aykırı davranışlar da, haksız rekabet oluşturur.

Dürüstlük kuralına aykırı ve özellikle yanıltıcı bir şekilde diğer taraf aleyhine işlem koşulları kullanılması da haksız rekabettir (TTK 55.10) Bilindiği üzere (genel) işlem koşulları; düzenleyenin ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir (BK 20/1). Borçlar hukuku açısından, karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşulları, kural olarak yazılmamış sayılır (BK 21). Bu konudaki ayrıntılı yazımıza haksız şart adlı makalemizden ulaşabilirsiniz

TIK 55.1.1 açısından, yanıltıcı bir şekilde diğer taraf aleyhine doğndan veya yorum yoluyla uygulanacak kanuni düzenlemelerden önemli ölçüde ayrılan işlem koşulları kullanılması haksız rekabet teşkil eder.

Bu anlamda “kanuni düzenleme”, emredici ya da düzenleyici kanun hükümleri ile doktrin ve içtihatlar yoluyla oluşturulan düzeni ifade eder. Kanuni düzenleme, belli ölçüde, hakkaniyeti yansıtır ve bu bağlamda hak ve borçların sözleşme tarafları arasında hakça paylaşılmasını sağlar.

“Yorum yoluyla uygulanacak kanuni düzenleme” ibaresi, hükmün kapsamına, isimsiz sözleşmelerin de alındığını gösterir.

TTK 55.1.2'de ise, sözleşmenin niteliğine önemli ölçüde aykın haklar ve borçlar dağılımını öngören, önceden yazılmış genel işlem koşullarını kullananların dürüstlüğe aykırı davranmış olacakları belirtilmektedir. “Sözleşmenin niteliği” ibaresi, yapılması amaçlanan sözleşme ile doğrudan ilişkili olmayan olağandışı ve şaşırtıcı hükümleri saptamaya yardımcı olur.

Haksız rekabet konusunda genel hüküm olan TTK 54.2'nin gözardı edilmesine ve ileride ortaya çıkacak yeni haksız rekabet türlerinin de 55. maddede sayılan haksız rekabet hallerinden birisinin kapsamı içine sokulması yolunda gereksiz bir çaba gösterilmesine yol açabilir.
 

Uyuşturucu suçlarında şahsi kullanım sınırı ve ticaret ölçütleri
Av. Mustafa Durukan tarih 06.10.2022, 15:32 (UTC)
 Genel anlamda uyuşturucu suçları 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun üçüncü bölümünde yer alan Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar alanında düzenlenmektedir. Anılan yasanın 188-191 arasındaki tüm bent ve fıkralarının uyuşturucuya yönelik suçlardan oluştuğunu, saik, kast, olası kast veya özel kast gibi suçun manevi unsurlarının ne şekilde ortaya çıkabileceğinin madde metinlerinde belirtildiği görülmektedir. Uygulamada genellikle uyuşturucu ticareti ve uyuşturucu kullanımı şeklinde suçlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu iki suç arasındaki farkın net olarak belirlenebilmesi için birtakım kriterlerin varlığından bahsetmemiz gerekmektedir.

Uyuşturucu maddeyi kişisel kullanım için mi yoksa bunun satışıyla ticari gelir elde etme amaçlı mı kullanıldığının ayrımında şu ölçütler kapsamında ele alabilmek mümkündür:

Ele geçirilen uyuşturucu madde miktarı: Yargıtay'ın yerleşik uygulamaları ve Adli Tıp Kurumu görüşüne göre esrar maddesi açısından günde üç defa olmak üzere 1-1.5 gram, eroin 150 mg, kokain 60 mg ve halk diliyle şeker olarak bilinen ekstazi 3-4 adet şahsi kullanım yönünden makul kabul edilmektedir.

Uyuşturucu maddenin bulunduğu yer: Şahsi kullanım yönünden yapılan değerlendirmelerde fail, uyuşturucu maddeyi her zaman kolaylıkla ulaşabileceği ev veya işyeri gibi yerlerde saklamaya meyilliyken uyuşturucu ticareti suçu bakımından yapılan incelemelerde uyuşturucu maddelerin ele geçirildiği yerler genellikle failin ev veya işyerinden uzakta, ulaşılması bir nebze daha zorluk gerektiren depo gibi yerlerden olmaktadır.

Uyuşturucu maddenin paketlenme şekli: Somut olay bazlı değerlendirildiğinde uyuşturucu maddeler her ne kadar yukarıda belirtilen şahsi kullanım sınırları dahilinde kalsa da satışa hazır biçimde ayrı ayrı ve eşit veya yakın ağırlıkta paketlenmeler de uyuşturucu madde ticareti yönünden ciddi emarelerdir.

Uyuşturucu maddeyle birlikte ele geçirilen yan deliller: Hassas terazi, alüminyum folyo, nakit para gibi uyuşturucu maddeyle birlikte teslim alınan yan deliller uyuşturucu ticareti suçu yönünden şüphe derecesini arttırsa da şahsi kullanım sınırlarında ele geçirilen uyuşturucu maddesi yanında pipo, bong, pet şişe gibi uyuşturucu madde tüketimini kolaylaştıran aletlerin bulunması ya da bu aletler üzerinde uyuşturucu maddenin yakın bir süreçte tüketildiğine işaret eden kalıntıların yer alması uyuşturucu maddenin kulllanıma delil oluşturabilmektedir.

Ayrıca şüphelinin adli sicil kaydı (sabıkası), mali durumu, geçim kaynakları ve uyuşturucu madde bağımlılığı da suçun nitelendirilmesinde önem arz etmektedir.

Önemle belirtmek gerekir ki; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 191. maddesinde düzenleme alanı bulan uyuşturucu kullanma suçu bakımından 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası yaptırımı bulunmakta olup anılan kanunun 188. maddesinde yer alan uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti suçu 10 yıldan az olmamak üzere hapis cezası ve 1000-20.000 güne kadar adli para cezası yaptırımlarına tabi tutulmaktadır.


 

Mal Beyanında Bulunmama suçu, İİK 76, Şikayet Süresi ve Cezası
Av. Mustafa Durukan tarih 17.08.2022, 11:49 (UTC)
 Mal beyanında bulunmama suçu; borçlunun icra takibi alacaklısına karşı işlediği 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda düzenleme alanı bulan bir suç türüdür.

Anılan kanunun 60. maddesinde icra dosyası kapsamında borçluya gönderilen ödeme emrinin neler ihtiva etmesi gerektiği belirtilmiştir. Maddenin 4. fıkrasında ödeme emrini tebliğ alan borçlunun '' Senet veya borca itirazını bildirmediği takdirde yukarıda yazılı yedi günlük süre içinde 74'üncü maddeye göre mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapisle tazyik olunacağı; mal beyanında bulunmaz veya hakikate aykırı beyanda bulunursa ayrıca hapisle cezalandırılacağı ihtarını,'' denilerek mal beyanında bulunma zorunluluğuna aykırı davranma veya yalan beyanda bulunma hallerinin cezalandırılacağını da bildiren ödeme emri içeriğinde belirtilen hususlar yer almaktadır.

Bu kapsamda yine aynı kanunun 74. maddesinde; ''Mal beyanı, borçlunun gerek kendisinde ve gerek üçüncü şahıslar yedinde bulunan mal, alacak ve haklarında borcuna yetecek miktarın nevi ve mahiyet ve vasıflarını ve her türlü kazanç ve gelirlerini ve yaşayış tarzına göre geçim membalarını ve buna nazaran borcunu ne suretle ödeyebileceğini yazı ile veya şifahen icra dairesine bildirmesidir'' düzenlemesi kapsamında mal beyanının neleri kapsadığı açıklanmaktadır.

Kanunun 76. maddesinde ise ''Mal beyanında bulunmayan borçlu, alacaklının talebi üzerine beyanda bulununcaya kadar İcra Mahkemesi hakimi tarafından bir defaya mahsus olmak üzere hapisle tazyik olunur. Ancak bu hapis üç ayı geçemez.'' hükmü uyarınca mal beyanında bulunmama eyleminin cezai yaptırımı açıklanmıştır.

Önemle belirtmek gerekir ki söz konusu cezai yaptırım bakımından adli sicil sabıka kayıtları yönünden yapılacak incelemelerde herhangi bir sicil veya arşiv kaydı görünmeyecekse de hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya erteleme gibi alternatif uygulamalar da söz konusu cezai yaptırım bakımından bulunmamaktadır. Hükmedilen cezanın infazı hapis cezası olarak yerine getirilmektedir.

Şikayet Süresi:
Mal beyanında bulunmama suçunun şikayet süresi fiilin öğrenildiği tarihten itibaren 3 ay ve her halde eylemin üzerinden 1 yıl geçmekle sona ermektedir. Alacaklının suçu öğrenme tarihinin tayininde, borçlunun ödeme emrini tebliğ aldığının belirtildiği mazbatanın icra dairesine dönüş tarihi veya sisteme tarandığı tarih dikkate alınmaktadır.

Belirtilen şikayet süresi hak düşürücü süre niteliğinde olup Mahkeme tarafından re'sen dikkate alınmaktadır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki şikayette bulunan alacaklı tarafından İcra Ceza Mahkemesine tevzi edilp görülmeye başlayan mal beyanında bulunmama suçu davalarında borçlu, dava sürecinde mahkemeye mal beyanında bulunması halinde davanın konusuz kalarak düşmesine karar verilmesi mümkündür.
 

Haksız Şart Nedir? Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun
Av. Mustafa Durukan tarih 15.08.2022, 10:51 (UTC)
 Satıcı, sağlayıcı veya kredi verenlerin tüketiciyle müzakere etmeden tek taraflı önceden hazırladığı standart sözleşmeler günümüzde özellikle kurumsal firmalar tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Tüketiciler işbu sözleşmeleri çoğu zaman okumadan imzalamaktadır. Tüketicilere kendilerine sunulan önceden hazırlanmış matbu sözleşmeyi sadece imzalayıp imzalamayacağı şeklinde iki seçenek sunulmakta olup sözleşme hürriyetinin bir parçası olan sözleşme içeriğini serbestçe belirleme özgürlüğünden yoksun bırakılmaktadırlar.

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 5. maddesinde haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır denilmektedir. Haksız şart niteliğindeki sözleşme hükümlerine karşı tüketicilerin korunması ve kendisinin imkan bulamadığı denetimin sağlanması gerekmektedir.
Bir Sözleşme kaydının haksız şart niteliğinde olduğunun kabulü için:
- Satıcı, sağlayıcı veya kredi veren tarafından tüketiciyle görüşülmeden önceden hazırlanmış olması,
- Dürüstlük kuralına aykırı düşecek şekilde tüketici aleyhine dengesizliğe ve aşırı yararlanmaya neden olması yeterli görülmektedir.
Haksız şart hükümleri niteliği taşıdığı tespit edilenler olmaksızın sözleşme ayakta tutulabiliyorsa yani haksız şart hükümleri sözleşmenin ana unsurlarını oluşturmuyorsa sözleşmenin diğer maddeleri kapsamında geçerliliği devam edebilmektedir. Böyle durumlarda kısmi hükümsüzlük söz konusu olup sözleşmenin geri kalan kısmı geçerli kabul edilmektedir.
Önemle belirtilmesi gerekir ki; satıcı, sağlayıcı, kredi veren haksız şart olması sebebiyle geçersiz kılınan sözleşme kayıtları olmasaydı sözleşme yapmayacak olduğunu ileri süremez.
Tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlar hakkında yönetmelik ekinde listeye verilmiş olup bu listede sınırlayıcı olmamak üzere örnekleyici şekilde haksız şart niteliğinde olan bazı özel olarak belirtilmiştir. Bu kayıtlardan herhangi biri tüketici sözleşmesinin içeriğine dahil edilmişse haksız şart niteliği taşıdığı kabul edilerek kesin olarak hükümsüz sayılacaktır.
Şikayet ve itiraz yolu bakımından parasal sınırına göre tüketici ilçe hakem heyetleri, il hakem heyetleri ve tüketici mahkemeleri yetkili kılınmıştır.
.
 

Sınır dışı etme kararı ( Deport ), Sınır dışı etme kararına itiraz, Mülteci Hak ve Yükümlülükleri
Av. Mustafa Durukan tarih 12.03.2022, 13:13 (UTC)
 Mülteci hak ve yükümlülükler 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununda düzenleme alanı bulmaktadır. Anılan kanunun 61 ve devamı maddelerde yapılan tanımlamalar uyarınca mülteci, şartlı mülteci, ikincil koruma ve şartlı koruma ifadeleri açıklanmaktadır.

Oluşturulmuş bu tanımlamalar doğrultusunda kavramların belirli şartlara tabi tutulduğu anlaşılmaktadır. Örneğin mülteci statüsü; Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle; ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncelerinden dolayı zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen yabancıya veya bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen vatansız kişiye verilmekte olup şartlı mülteci statüsü ise Avrupa ülkeleri dışında meydana gelen olaylar sebebiyle aynı koşulları yaşayan şahıs topluluğuna tanınan hukuki statüyü ifade etmektedir.

Bu kapsamda; ikincil koruma ise mülteci veya şartlı mülteci olarak hukuki nitelendirilmesi yapılamayan menşe veya ikamet ülkesine geri gönderildiğinde ölüm cezası, işkence veya onur kırıcı cezaya maruz kalacak ciddi tehditlerle karşılaşabilme olasılığı yüksek insan topluluğuna verilen statüyü ifade etmektedir.

Genel olarak mülteci hakları ise anılan kanunda sıralı bir sistematik düzen şeklinde açıklanmamakta olup dağılmış şekilde açıklandığı görülmektedir.
Bu haklar sağlık, eğitim, çalışma, sosyal yardım, hukuki temsil, gizlilik olmak üzere belirtilebilmektedir.

Önemle belirtmek gerekir ki adli veya cezai işlemler kapsamında temel sağlık ve eğitim haklarında hiçbir gerekçeyle sınırlamaya gidilemez.

Mülteci yükümlülüklerini ise; iade, bildirim ve doğru söyleme yükümlülüğü olarak belirtmek mümkündür. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 52 ve 53. maddelerinde yer alan sınır dışı etme kararı ( deport ) uluslararası koruma statüsüne sahip kişiler tarafından işbu yükümlülüklerin yerine getirilmediğinin tespit edilmesi halinde uygulanmaktadır. Sınır dışı etme kararı genel müdürlüğün talimatı üzerine veya resen valiliklerce alınmaktadır. Sınır dışı etme kararı yazılı olarak ilgilisine tebliğ edilmekle söz konusu karara karşı tebliğ edildiği tarihten itibaren 7 gün içinde dava açma hakkı bulunmaktadır. Yapılan başvuru kapsamında 15 gün içinde sonuçlandırmak üzere kesin nitelikte hüküm oluşturulmaktadır.

Sınır dışı etme kararına karşı yapılacak itirazlar ve açılacak davalarda deport kararının gerekçesi özenle incelenmeli ve itirazın haklılığının ispatı noktasında kesin deliller bulunmalıdır.
 

<-Geri

 1  2  3  4 Devam -> 

Mustafa Kemal Mah., 2108 sk. No:49, D:5 06530 Çankaya/Ankara
0 541 909 58 98